Hizmetlerimiz

Karamürsel SEPETİ :
Kestane ağacının çubuğundan örülen, kendisine özgü özelliği ile gayet pratik, kullanışlı basit bir el taşıma aracı olan Karamürsel sepetinin özelliği, ağaçtan toplanan yaş meyveyi zedelemeden kabına ulaştırmasıdır. Üne kavuşması ise, Osmanlı padişahlarından Abdülaziz'in gezi için Hereke'deki av köşküne gelmesiyle olur. Padişah'ın Hereke'ye geleceğini duyan Karamürsel eşrafı, âdet olduğu üzere bir hediye götürüp sunmaya karar verirler. Mevsimin yaz olması sebebiyle hediye olarak kirazı seçerler. Padişahın huzuruna çıkacak olan kasaba temsilcileri, itina ile toplanan kirazları bir sepete doldurarak sandalla Hereke'ye geçerler. Padişahın huzuruna kabul edilirler ve hediye sepetini sunarlar. Oldukça değişik ve sade hediyeyi gören Abdülaziz, biraz şaşırarak birazda küçümseyerek hediye sepetini şöyle bir süzer. İçinde ne olduğunu merak etmekten kendini alamaz. Derhal gümüş bir tepsi getirilir, sepetin içindeki kirazlar tepsiye boşaltılır. Sepetin içindeki kirazlar tepsiye sığmayıp taşınca, Abdülaziz hayretle şöyle mırıldanır " Sepeti ufak tefek gördük amma, içindekini tepsiye sığdıramadık!". Abdülaziz'in bu sözü daha sonraları halk arasında, bir nevi deyim olur çıkar.



Karamürsel`de kültürler bir sepetin örgüsü gibi iç içe geçiyor...

Sokağın köşesinde küçük bir dükkân... Dışarıda asılı boy boy sepet, hediyelik eşyalar arasında yitip gitmiş. Girişte de farklı boylarda beyaz çamaşır sepetleri var; yanı başına küçük ekmek sepetleri yerleştirilmiş. Bir kenarda asılı duran yarım koniyi andıran Karamürsel sepetleri aralarında zor seçiliyor. İkinci katın vitrininde duran bambu sandalye ise dikkat çekmede birinciliği kimseye kaptırmıyor...
40 yaşlarında biri beliriyor içeriden. Küskün bir yüz ifadesiyle bizi karşılayan Ali Kaygun’un sepet sorumuza yanıtı, “Ne var anlatacak? Bir sepetin fiyatı beş lira. Bu bile çok geliyor. Allahtan dükkân bizim. Yoksa kirası zor çıkar” oluyor.
Adı, hemen her zaman sepetiyle anılan Karamürsel’in merkezindeki tek sepetçi dükkânının sahibi olan Kaygun, bu isyanında pek de haksız sayılmaz. Çünkü görünen o ki ünlü Karamürsel sepetinin dillere destan öyküsünün de yavaş yavaş sonu geliyor.
Gazeteci Erdoğan Özdemir, “Kaptan–ı Derya Karamürsel” adlı kitabında, Karamürsel sepetinin ününün Sultan Abdülaziz dönemine dayandığına işaret ediyor:
“Sultan Abdülaziz’in Hereke’deki av köşküne geldiğini haber alan Karamürsel eşrafı, padişaha bir hediye götürmeye karar verir. ‹tina ile toplanan kirazlar bir sepetin içinde padişaha sunulur. Bu değişik ve oldukça sade hediyeyi gören padişah, biraz şaşırarak biraz da küçümseyerek hediye sepetini şöyle bir süzer. Bir yandan da içinde ne olduğunu merak eder. Gümüş bir tepsi getirilir ve sepetin içindeki kirazlar tepsiye boşaltılır. Sultan Abdülaziz hayretle şöyle mırıldanır: ‘Sepeti ufak tefek gördük amma, içindekini tepsiye sığdıramadık.’”
Karamürselliler, “Ufacık tefecik gördün de Karamürsel sepeti mi sandın?” esprisinin bu efsaneden doğduğunu anlatıyor...
Kurutulmuş kestane çıtalarından yapılan Karamürsel sepeti yüzyılların birikimiyle ortaya çıkan ölçülere sahip. Sepetlerin tabanı 5–8, ağız genişliği 15–20, boyu ise 35–40 santimetre.
Sepetçilik tarımın bölgede yaygınlaşmasıyla birlikte gelişmiş. Ustalar da bu ölçüleri yıllar boyu el ve göz yordamı ile yakalamış.
Bir zamanlar bahçelerde çalışanlar İstanbul’a sandıkla taşınan meyvelerin bozulup, ezilmeden toplanması amacıyla sepetleri iple bellerine bağlarmış.
Günümüzde de kiraz toplamada bu sepetler kullanılıyor ama eskisi kadar rağbet görmüyor. Ne usta kalmış artık geride, ne de kestane ağaçlarının ve tarımın o eski bereketi.ı dostu olması, MEB uyumuna sahip olması ve en önemlisi GÜNCELLENEBİLİR altyapıya sahip olmasıdır.

 

 

  • ÇOK SATILANLAR

1.KALİTE AHŞAP SANDALYELER

1.KALİTE AHŞAP SANDALYELER


Hasır Masa Sandalyeler

Hasır Masa Sandalyeler